Anasayfa   /    Köşe Yazarları   /    Nurkal KUMSUZ   /    EDEBİYATIMIZDA EVE BAKIŞ

24 Ocak 2019 - 18:56

haberyenigundem@gmail.com

Nurkal KUMSUZ

NURKAL KUMSUZ

EDEBİYATIMIZDA EVE BAKIŞ

                                                                                  Evlerle savaşımız

                                                                                   Savaşların çetini

                                                                                              Behçet NECATİGİL

En basit ifadeyle ev; bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer anlamında kullanılır. Doğduğu, yaşadığı, hayallediği ev; insanın gönlünde her devirde farklı bir yer etmiştir. Bu bakımdan günlük hayatta bir barınak olan ev; insanı tamamlayan bütün boyutlarıyla beraber edebiyatta da önemli bir konu olarak işlenmiş, edebî türlerde bir unsur olarak ele alınmıştır. Edebî eserlerde; evin yeri, yapısı, eşyaları, içinde yaşayanların durumu gibi özellikler gerçek anlamda olduğu gibi mecaz yoluyla zenginleştirilerek değerlendirilmiştir.

            Sosyal hayatın yaşandığı yer olarak ev deyimlerimizde, “Ev bark; evi sırtında; evlere şenlik; evlerden uzak; evli barklı; evli evine, köylü köyüne; ev yeni, duvar yeni, eleğim seni nerelere asayım; ev yıkmak…” atasözlerimizde ise, “Ev alanla evlenene Allah yardım eder; ev alma komşu al; ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var; ev yıkanın evi olmaz…” gibi birbirini tamamlayan anlamlarda kullanılmıştır.

            Roman, hikâye ve hâtıra türlerinde önemli bir unsur olan mekân en çok ev ile ilgilidir. Bu türlerde sürekli bir mekân olan ev; olayların geçtiği ve şekillendiği yerlerdir. Kişilerin yapısını yansıtır. Duyuş ve düşünüşün göstergesi olarak kullanılır. Tanzimat döneminden başlayarak günümüze kadar bu türlerdeki evin işlenişine bakınca toplum yapısı ile yaşayışın gelişme çizgisi net olarak görülebiliyor.

            Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanının en canlı tasvirlerinden birisi evin sofasıdır. Sofayı kendileri gibi bir varlık olarak ele alır.  Ya­kup Kad­ri’nin Ki­ra­lık Ko­nak’ta, ko­na­ğın da­ğıl­ma­sı; hem ai­le­nin hem de im­pa­ra­tor­lu­ğun par­ça­lan­ma­sını sem­bo­li­ze eder. Cahit Uçuk, Küçük Ev romanında aradığı her şeyi evinde bulan kadının hayatını anlatır. Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları romanında olaylar; 1930’lu yılların Ankara’sında Ayaşlı İbrahim Efendi’nin bir apartman dairesinin dokuz odasını ayrı ayrı kiraya vermesi üzerine kurulmuştur. Orhan Kemal’in Baba Evi romanında baba evi, geniş mekân olarak Adana’dır. Ayrıca anlatıcının hatırladığı dar mekân, geniş bahçeli bir konaktır. Ke­mal Ta­hir’in sosyal olayları babasının çevresinde oluşan bir aile etrafında anlattığı Bir Mül­ki­yet Kalesi ad­lı ro­ma­nın­da; evin, hayatın akışındaki çok yönlülüğü üzerinde durulur. Tutu­na­ma­yan­lar’ın ana ka­rak­te­ri Tur­gut için ev, ku­ru­lu dü­ze­nin sembolü ol­du­ğu için kaçılması ge­re­ken bir un­sur­dur. Orhan Pamuk’un Sessiz Ev romanında olaylar Gebze’ye bağlı Cennethisar’da; eski, büyük, sessiz bir evde cereyan eder. Halide Edip Adıvar, çocukluk günlerinden başlayarak 36 yaşına kadarki hayat hikâyesini anlattığı hâtıra kitabına Mor Salkımlı Ev adını koymuştur. Yazarın ailesi, çeşitli sebeplerle bu evden ayrılmakla birlikte her defasında mor salkımlı eve geri dönmektedir.

            Nesir eserlerde olduğu gibi şiirlerde de ev zengin çağrışımlarla yüklüdür.

            Evin özellikleri ile içinde yaşayanların sosyal yönden aynı paralelde olduğunu söyleyen Behçet Necatigil, bu görüşünü şöyle ifade eder:

“İnananların kaderi besbelli evlere bağlı:
Zengin evler fakirlere çok yüksekten baktılar,
Kendi seviyesine evler kız verdi, kız aldı
Bazıları özlediler daha yüksek hayatı,
Çırpındılar daha üste çıkmaya
Evler bırakmadılar.”

            Coşkun Ertepınar evi, içinde yaşayanlarla özdeştirir:

            “Evin içi,

            Durup dururken bilinmez ki,

            Birden karanlıklarla dolar bazen…

            Camlar, çerçeveler bırakır kendini,

            Eski tozlar boşanır tavandan…

            Kocaman bir tasa kaplamıştır gök yüzünü şimdi,

            İşte o zaman bilin ki

            Yaşama sevincidir yok olan…”

            Huzurun kaynağı evler, zamanın değişimine ve gelişimine uygun olarak farklılaşırlar. Bu farklılaşma şehirleşmenin bir sonucu olarak apartmanda yoğunlaşır. Behçet Necatigil, apartman dairelerine yığılışı eleştirir:

            “İç içe bu evler, bıktım,

            Birbirine bağlı.

            Sözde kalır ayrı evlere çıkmak,

            Dağ başlarında bile olsa

            Yakın, evlerin yalnızlığı.”

            Necip Fazıl Kısakürek de “Apartman”ı değerlendirirken, özellikle komşuluğun öldüğüne dikkat çeker:

“Üst üste insan türü,
Bu ne hayat, götürü!
Yakınlıktan ötürü
Kaçıp gitmiş yakınlık...”

            Bütün değişimlere rağmen “ocağı tüten” ev, varlığın sembolüdür. Mehmet Emin Yurdakul “Issız Evde” bu duyguları dile getirir:

            “Acep şu ev neden böyle ıssız, sönük, karanlık?..

            “Bak içinde ne bir mum var, ne bir çocuk sesi var.

            Kapısında bir aç toprak, bacasında viranlık;

            Nerde ise temeline tüneyecek baykuşlar!..

            Eğer bura bir ölüye mezar dahi olsaydı,

            Yine onun eşiğinde ayak izi olurdu.

            Zira ana kucağında bıraktığı evlâdı

            Bir gün baba mezarını arayarak bulurdu…”

            Ev; varlığı kadar hâtıralarıyla da ölümsüzdür. Yaşanan ve hatıraları saklayan yerler olarak herkesin hafızasında silinmez izler bırakır. Hâtıraların mekânını Yusuf Ziya Ortaç şöyle hissettirir:

“Dedemden yadigâr olan bu evi

Kışın fırtınası, yazın alevi

Daha ben doğmadan ihtiyarlatmış...

Gönlüm bir hülyaya bazen dalar da

Düşünür derim ki: Bu odalarda

Kim bilir kaç kişi oturmuş, yatmış...”

            Mustafa Necati Karaer de “Eski Ev” şiirinde aynı görüşü paylaşır:

            “Eski ev, ölümsüz hatıralar kalbi,

            Değil, kurban olmak zamana, nasibi,

            Aşkın yalnızlığı ay ışığı gibi

            Yudum yudum içilir penceresinde.”

            Sosyal hayatın akışını yansıtan bir mekân, yaşayışın kontrolünü sağlama kolaylığı ve varlığı ile beraber değişimleri göstermesi gibi özellikleriyle ev; hem geçmişe açılan kapıları hem de yuva sıcaklığını veya çelişkilerini dışa vurması bakımından da edebiyatımızda daima önemli bir unsur olarak kullanılmıştır.

MAKALEYE YORUM EKLEYİN

X

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen ziyaretçilere aittir.

X

Makaleye hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

GÜNÜN MANŞETLERİ